ANILARLA ATATÜRK

TÜRKİYE'NİN GERÇEK EFENDİSİ

"Köylü efendimizdir." sözü birçok politikacının dilinde bir propaganda vasıtası olarak bugüne kadar kullanılagelmiştir. Fakat Türk köylüsüne" gerçek bir efendi" gözüyle bakan ve onun refah ve mutluluğuna ömrü boyunca nefsini vakfeden adam, kuşkusuz ki büyük önderimiz Atatürk'tür. O,Türk köylüsüne karşı beslediği bu asil ve temiz duygularını her zaman, her vesileyle, her yerde ve her fırsatta ifade etmekten daima büyük haz ve zevk duymuştur.

Acaba Atatürk bu tabiri ilk defa ne zaman kullanmıştır? Bunun tarihi çok eskidir. Bunu Sayın Hayri Egeli'nin "Atatürk'ten Bilinmeyen Hatıralar" kitabında gelecek kuşaklara şu şekilde armağan edilmiş görüyoruz:

"4 Şubat 1922 günü Gazi Mustafa Kemal'in başkumandanlık görevini üç ay uzatan Büyük Millet Meclisi, 1 Mart 1922'de üçüncü çalışma yılına giriyordu. Bu dönemin açılış söylevinde ulusal davamızdan bir kere daha söz ettikten sonra iç siyasete gelen Mustafa Kemal:

-Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüsüdür. O hâlde herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete müstahak ve lâyık olan köylüdür. Bundan dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisinin ekonomi politikasının aslı üretime yöneliktir, diyor."

SEN DE OKUMUŞ SAYILIRSIN

Atatürk'ün Etimesgut köyünde, eski Rumeli göçmenlerinden bir ahbabı vardı. Pek teklifsiz, senli benli konuşurlardı.

Fidan dikme ve Ankara'yı ağaçlama ve yeşertme merakı Atatürk'ü her gün çiftliğe çekiyordu. Bir kısım arazide, türlü denemelere rağmen ağaç tutturmak mümkün olamıyordu.

Atatürk ısrar ediyor, toprağı tahlil ettiriyor, çeşitli fidanları deniyordu. Hiçbiri istenen ve beklenen neticeyi vermiyordu.

Atatürk'ün bu işle çok uğraşıp didindiğini ve bu yüzden daha da üzüldüğünü gören Etimesgutlu ihtiyar bir gün:

- A, be Paşam! dedi, zor işlerden hoşlanırsın. Olmayacağı oldurmak istersin amma bu toprak kıraçtır, fidan tutmaz. Niçin bu kadar zorlanırsın?

Atatürk:

- Madem ki topraktır,mutlaka tutacak! diye kestirip attı.

İhtiyar:

- Benim demin toprak dediğime bakma, diye ekledi. "Toprak" dedimse sözün gelişine göre söyledim. Dediğin doğru olurdu, burası toprak olsaydı fakat bu, toprak değildir!

Her düşünceye, her uzmanlığa saygı gösteren Atatürk:

- Ya nedir öyleyse? deyince ihtiyar:

- Kayadır!.. yanıtını verdi.

- Amma yaptın ha? Bunca ziraat mühendisleri baktı; topraktır, dedi.

- Ne dediklerini bilmem. Fakat onlar habire bu arazinin yüzünde dolaşıyor. Halbuki, bu ince yüzün alt tarafı boydan boya düpedüz kayalıktır. İnanmazsan kazdır.

Atatürk bu cahil, fakat toprağın dilinden çok iyi anlayan tecrübe adamının sözünü dinledi. Arazinin muhtelif yerlerini kazdırdı. Nereye kazma vurduysa 30-40 cm altından yekpare sert bir kayalığın vücudu anlaşıldı.

Atatürk sordu:

- Neden bunu şimdiye kadar bana söylemedin?

- Sen okumuşların sözüne daha çok inanırsın da ondan!

- Bu sözün doğrudur,dedi. Ben okumuşların sözüne daha çok inanırım. Fakat bu yaşa kadar toprakla uğraşan sana da inanırım. Çünkü bu işte sen de okumuş sayılırsın.

Rıza Ruşen YÜCEL

BU MİLLET ÇİFTÇİ OLMASAYDI

Mersin ve Tarsus'a ilk gelişleri...

Mersin'de öfke,Tarsus'ta şetaret. Elektrikli havadan sonra açık hava... Ziyafette etrafını saran çiftçilerden o kadar canla konuşuyor ki...Bir aralık bana dönerek bu hâliyle benim o noktayı not etmeme önem verdiğini sezdirerek:

-Eğer bu millet çiftçi olmasaydı, biz bu davayı başaramazdık; dedi.

İsmail Habip SEVÜK

Euro.Message madebycat